Mavi Balina
- Kasım 12, 2025
- by
- Mustafa Koçak
Geçenlerde bir yazı okudum. Bir mavi balinanın hayatta kalabilmesi icin günlük 1.5 milyar kaloriye ihtiyacı varmış. Okyanusta gezinen bir mavi balina düşünün. Rakam bu kadar büyük olunca gözünüz de canlanmadı değil mi? O zaman şöyle izah edeyim; Ortalama bir yetişkin insanın günlük ihtiyacı 2.000–2.500 kalori civarındadır. Yani bir mavi balina, tek bir günde yaklaşık 600.000 insanın günlük kalori ihtiyacına eşdeğer besin tüketir. En büyük besin kaynağı ise krillerdir. Onu ayakta tutan, çenesine takılan kriller kadar, bu ritmin sürekliliğidir. Bu adam ne diyor diye düşünüyor olabilirsiniz.
Ama lütfen sabırlı olun. Balinalar aklımızın bir köşesinde dursun biz yavaştan konumuza girelim. Okyanustaki balinalarla, iş dünyasındaki büyük şirketlerin kaderi de benzerdir: varlıklarını, düzenli ve derin bir “beslenme” döngüsüne bağlarlar. Nedir bu döngüler? Nakit akışı, müşteri sadakati, güven veren tedarik ilişkileri, tekrarlayan ürün üstünlüğü. O heybetli görüntünün kaynağı bu döngülerden geçer.
Küçük bir işletme ise kıyıdaki sığ sularda kıvrak hareketlerle yaşar. Hataları küçük, manevrası hızlıdır. Büyüdükçe su derinleşir; dalga düzeni değişir, akıntılar güçlenir. Ölçek büyüdükçe bazı maliyetler incelir ama karmaşıklığı kalınlaşır. Bir noktadan sonra, hatalar büyüklüğün kendisiyle çarpılır: yanlış yerde açılan mağaza, tereddütle ertelenen bir ürün güncellemesi, geciken bir tedarik… Yönetim literatürünün steril kelimeleriyle değil, sahici bir tecrübeyle söylersek: Beden büyüdükçe nefesin yetmesi zorlaşır, daha çok enerji için daha çok tüketime ihtiyaç duyar.
Kaynak bulmak, artık yalnızca “para bulmak” değildir. Büyük bir organizasyon için kaynak, aynı zamanda dikkat, disiplin ve anlamdır. Dikkat, çünkü fırsat ile gürültüyü ayırmak zorundasınız. Disiplin, çünkü iyi bir çeyrek performansı ile sağlıklı bir nakit döngüsü aynı şey değildir. Anlam, çünkü geniş bir kadroyu ortak bir yöne çevirmeden hız sadece savrulmadır. Piyasa payı kazanılır; güven, ancak tutarlı davranışlarla birikir.
Satışın parlak yüzü, çoğu zaman müşteri edinmenin giderek pahalılaştığını gizler. Kolay ikna olan kitle erken gelir; kalanlar için daha derine dalmak gerekir. Reklam bütçeleri büyür, ama asıl belirleyici olan müşterinin geri dönmesidir. Sürdürülebilir büyüme, tek seferlik bir kampanyadan çok, küçük ve istikrarlı alışkanlıklar inşa etmektir: söz verilen tarihte teslimat, anlaşılır bir fiyatlama, abartısız bir ürün vaadi. İnsanlar markalara değil, tutarlılığa bağlanır.
Ölçeğin sunduğu konfor, çoğu yönetimin en tehlikeli uyuşturucusudur.
“Biz artık büyüğüz” cümlesi, okyanusun hep aynı kalacağı varsayımıyla başlar. Oysa akıntılar değişir: regülasyonlar sertleşir, teknolojiler birbirinin üzerinden atlar, tüketicinin beklentisi bir gecede farklılaşır. Bu yüzden büyük bir şirketin iki zaman saati olmalı: bugünü çalıştıran, yarını hazırlayan. İlki operasyonel verimlilik; stok, tahsilat, üretim, lojistik. İkincisi merak; yeni pazar testleri, küçük ama ısrarlı Ar-Ge hamleleri, tek bir doğruya değil, makul seçeneklere yatırım.
Kültür meselesini de dışarıda bırakırsanız, denklemin yarısı eksik kalır. Büyüdükçe duygular sayılara sığmaz: adil bir terfi, dürüst bir bilanço açıklaması, tedarikçiyle tokalaşırken verilen söz. Bunların hiçbiri gelir tablosunda satır olarak görünmez; fakat hepsi nakit akışının hızını belirler. İçeride güven, dışarıda itibar yoksa, harika bir çeyrek bile bir sonraki fırtınaya dayanmaz.
Sonunda mesele şu sade cümlede toplanır: Büyük olmak, çok yemek değil; iyi sindirmektir. Okyanus geniştir; ama geniş denizlerin gerçek sahipliği, ölçülü iştah, temiz bir defter ve insan onuruna saygıyla kazanılır.