Yapay zekâ işimizi mi alacak, ufkumuzu mu açacak?
- Kasım 12, 2025
- by
- Mustafa Koçak
Bir memleket meselesidir gezer durur dillerde. Bitmez bizim memleketin meseleleri. Siyaset, futbol, magazin, ve daha niceleri her gün TV’lerde, sosyal medyada, yazılı basında döner durur. Biz bunlarla oyalanırken memleketin asıl kritik meselelerini ıska geçeriz bazen. Mesela bunlardan birisi de yapay zekadır. Bu büyük teknoloji dalgası bize çarptığında savrulacak mıyız, yoksa sörf tahtasına atlayıp hız mı kazanacağız? Yapay zekâ (YZ) artık bir “uzak ihtimal” değil; bankadaki müşteri hizmetinden fabrikadaki kalite kontrolüne, depodaki sevkiyattan muhasebenin rutinlerine kadar işin içine çoktan girdi. Dünya literatürü, işlerin yaklaşık yüzde 60–70’inin YZ’den bir derece etkileneceğini; fakat küçük bir kısmının tamamen ortadan kalkacağını söylüyor. Yani mesele “insanı kapı dışarı etmek” değil, insanın yanına yeni bir kuvvet koymak. Dünyanın yeni mottosu İnsan + Makine olacak. Ama belki bundan 50 yıl sonra ‘’insanlaşmış makineler’’ yeni bir çığır açacak.
Bugün Türkiye’nin imtihanı buradadır. Genç ve cevval nüfusumuz var; ama mevcut müfredatımız dünün dünyasına göre yazılmış. Üniversite kapısından çıkan nice gencin elinde diploma var, fakat işin istediği yeni beceriler yok. Öte yandan işletmelerimizin önemli bir kısmı “otomasyon = tasarruf = istihdam azaltma” diye ezberlemiş. Hâlbuki akıllı dönüşüm; verimi artırırken yeni iş alanları da doğurur: veri temizleme, model denetimi, süreç tasarımı, kullanıcı deneyimi, siber güvenlik, YZ etiği… Evvel emirde şu hakikati kabul etmeliyiz: Yapay zekâ, rutin olanı alır; yaratıcı, analitik ve insani olanı bize bırakır. Eğer bu kalan kısmı büyütmeyi bilirsek, kayıp değil kazanç yazarız.
Rakamlarla olayı biraz daha derinleştirelim. YZ kullanan işletmelerde üretkenlik sıçraması iki haneli oranlara çıkabiliyor; hatalar düşüyor, karar alma hızlanıyor, müşteri memnuniyeti artıyor. Türkiye ölçüsünde bu, on yıl içinde millî gelire “onlarca milyar dolarlık” ek katkı demektir. Fakat aksi de mümkün: Eğitim ve yeniden beceri kazandırma olmadan, kontrolsüz geçişler bölük pörçük işsizlik yaratır; ücret baskısı artar, orta sınıf incelir, toplumsal huzur zedelenir. Kısacası, teknoloji kendi başına ne kurtarıcıdır ne mücrim; kaderi, bizim irademiz ve tertibimiz tayin eder.
Öyleyse yol haritası net olmalı. MEB ve YÖK, lise ve lisans düzeyinde üç “şart” dersi yerleştirmelidir: veri okuryazarlığı, algoritmik düşünme ve YZ etiği. Organize sanayi bölgelerinde “yeniden beceri” atölyeleri kurup çalışanı işten koparmadan eğitim kuponlarıyla desteklemeliyiz; işsizlik sigortasının yanına zorunlu eğitim hakkı koymalıyız. Kamu ihalelerinde “insan odaklı otomasyon” şartı getirip, verim artışının bir kısmını çalışanların ücretine ve eğitimine bağlamalıyız. KOBİ’lere basit ama etkili bir geçiş paketi şart: hazır yapay zekâ asistanları, güvenli ve yerli bulut çözümleri, süreç haritalama danışmanlığı. Belediyeler ve kalkınma ajansları, halk eğitim merkezlerini “dijital mektep”e çevirmeli; akşamları ustabaşı da, üniversiteli de aynı sınıfta Python’a, veri analitiğine, üretken yapay zekâya aşina olmalı. Bu memleketin müktesebatı, imeceyi bilir; şimdi o imeceyi bilgiye ve beceriye taşıma vaktidir.
Sektör bazında düşünelim: Bankacılıkta YZ, sahteciliği daha kaynağında yakalar; fakat kararları şeffaf ve denetlenebilir kılmak zorundayız. Sağlıkta YZ, görüntüleme ve triyajda hekimi hızlandırır; son sözü yine hekim söyler. Sanayide kalite kontrolü makineye devredilir; ama süreç iyileştiren, hattı yeniden tasarlayan insanın kıymeti artar. Lojistikte rota optimizasyonu yapay zekâya emanet edilir; müşteri ilişkisi, iş güvenliği ve tedarik yönetiminde insan eli güçlenir. Eğitimde YZ, kişiselleştirilmiş öğrenme sağlar; öğretmeni asistanıyla donatır, yerine geçmez. Bütün bu dönüşümün ortak paydası bellidir: şeffaflık, denetim, etik ve sürekli eğitim. Aksi hâlde, “kara kutu” modeller karar verir, olan yine vatandaşa olur.
Bir de vicdan meselesi var. Teknoloji, yalnız kazananların oyuncağı olursa, kaybedenlerin öfkesi büyür. Bu sebeple, “teknoloji kazancı payı” fikrini tartışmanın tam vaktidir: Verimden gelen kârın bir dilimi, çalışan eğitimine ve ücretine otomatik bağlansın. Şirketler, “işten çıkarma” yerine “yeniden konumlandırma” planı sunmadan otomasyon primi alamaz hâle gelsin. Devlet, vergi teşvikini “insana yatırım” şartına bağlasın. İşte o zaman YZ, soğuk bir makine değil, toplumsal sözleşmenin yeni direği olur.
Bu çağda makineleşmek kolay, insan kalmak zor. Yapay zekâyı kendimize benzetmeye çalışmayalım; kendimizi ona teslim etmeyelim. Onu, insan aklının ve ahlâkının emrine verelim. Doğru kurgulanırsa YZ, bizi işsiz bırakmaz; işin niteliğini yükseltir. Yanlış kurgulanırsa sadece üretimi değil, ümitlerimizi de otomatikleştirir ve soldurur. Tercih bizimdir. Hamasetle değil, himmetle; ezberle değil, emekle. Çünkü bu memleket, “insan”ı merkeze aldığında her devrimi kendi lehine çevirmeyi bilir. Şimdi o iradeyi, bu büyük dönüşüme geçirmek vaktidir.